İzleyiciler

3 Ocak 2008 Perşembe

Çelik Pençe

ÇELİK PENÇE

Başı karlı, çok yüksek, büyük bir dağ vardı. Bu dağın doruklarında uzun yıllardır bir kartal ailesi yaşıyordu. Kartal ailesinin yuvası, dağın en dik yamacındaydı. Oraya en tırmanıcı hayvanlar bile ulaşamazdı. Zaten hiçbir hayvan buna kalkışmazdı. Kartallar çok iri ve çok güçlü oldukları için yuvalarına yanaşmaya hiçbir hayvan cesaret edemezdi.

Baba kartal çok iri ve güçlüydü. Açık ve koyu kahverengi tüylere sahipti. Kanatları ve kuyrukları geniş, bacakları tüylüydü. Uçarken sıkça dönerek yükselir, avını gördükten sonra bir yıldırım gibi üzerine çullanırdı. Dalışa geçtiğinde hızı 300 kilometreyi bulurdu. Avına o kadar büyük bir hızla çarpardı ki bu darbeden hiçbir hayvan kurtulamazdı.

Baba kartal çok hızlı uçabiliyordu; çünkü çok geniş ve çok güçlü kanatları vardı. O çevrede onun kadar hızlı uçabilen bir başka kuş yoktu. Hafifçe kıvrık gagası bir kerpeten gibiydi. Bu gaga, usta bir kasabın üç dört aletinin yaptığı işleri yapabiliyordu. Baba kartalın gözleri çok keskindi. Birkaç kilometre yukarıdan yerde dolaşan minik bir fareyi bile rahatlıkla görebilirdi.

Anne kartalın da baba kartaldan geri kalır yanı yoktu. O da çok iri ve çok güçlüydü. Bütün kartallar gibi bu iki kartal sürekli birlikte yaşıyorlardı. Bu kartal ailesi onlarca yıldır aynı yuvayı kullanıyorlardı. Baba kartal kırk yaşına gelmişti. Anne kartal ise ondan beş yaş küçüktü.

Üç yıl önce ilkbaharın başında anne kartal yuvaya iki yumurta yumurtlamıştı. Daha sonra anne kartal kuluçkaya yatmıştı. Aradan iki ay geçtiğinde yumurtaların birisinin kabuğu kırıldı. İçinden bir yavru çıktı. Diğer yumurta ise bozulmuştu. Yıllar sonra bir yavruya sahip olan baba ve anne kartal çok mutlu olmuşlardı.

İki kartal büyük bir özenle yeni doğan yavruyu büyütmeye başladılar. Her gün onun için çok özel yiyecekler bulmaya çalışıyorlardı. Yavrunun güçlü ve sağlıklı olması için ellerinden geleni yapıyorlardı. İkinci yılın sonunda yavru kartal iyice büyümüştü. Güçlü kuvvetli, tuttuğunu koparan bir kartal oluyordu. Anne ve babası ona Çelik Pençe adını vermişlerdi.

Çelik Pençe, üç yaşına geldiğinde iyice tüylenmişti. Artık yuvadan ayrılıp uzun uçuşlar yapabiliyordu. Bu uçuşlar sırasında ya annesi ya da babası yanında bulunuyordu. Anne ve babası her konuda ona yardımcı oluyor, bütün bildiklerini ona öğretiyorlardı. Hangi bölgede ne tür hayvanlar yaşar, nerede avlanmak daha kolaydır, nereler tehlikelidir, avlanırken nelere dikkat etmek gerekir, nelerden kaçınmak gerekir, ne tür hileler vardır, hilelere karşı neler yapılabilir, vb. Uzun sözün kısası anne ve baba kartal, bildikleri her şeyi yavrularına anlatmaya çalışıyorlardı.

Çelik Pençe, işin aslında iyi bir öğrenciydi. Kendisine söylenenleri dikkatle dinliyor. Önemli noktaları hemen kavrıyor, bir söyleneni bir daha asla unutmuyordu. Yalnızca kendi anne ve babasına dikkat etmiyor, başka hayvanlardan da öğrenmeye çalışıyordu.

Bütün bunların sonucu olarak Çelik Pençe, hızla ilerlemeye başladı. Gün geçtikçe kendine güveni artıyordu. Çevresindeki hayvanların onu takdir etmeleri ve övmeleri çok hoşuna gidiyordu. Bu durum yavaş yavaş onu kibirli birisi yapmaya başlamıştı.

Bir gün baba kartal ile Çelik Pençe, bütün gün dolaştılar. Yeri geldi avlandılar, yeri geldi çevreyi gözden geçirdiler. Baba kartal, Çelik Pençe’ye her zaman olduğu gibi karşılaştıkları her ayrıntıyı anlatıyor, onu sürekli uyarıyordu. Ancak Çelik Pençe’nin onu pek dinlediği yoktu; çünkü artık kendisini her bakımdan yeterli görmeye başlamıştı. Aylardır annesi ve babası ile yaptığı uzun uçuşlardan ve çeşitli avcılık deneyimlerinden sonra kendine fazla güvenmeye başlamıştı. Artık kendi başına her tür sorunun üstesinden gelebileceğini düşünüyordu.
Çelik Pençe’in bu durumunu fark eden baba kartal, onu bazı konularda uyarmak istedi:
- Yavrum beni dinliyorsun, değil mi?

Çelik Pençe:

- Dinliyorum elbette babacığım.

Baba kartal:

- Ağzın onu söylüyor, ama tavırların başka şeyler söylüyor. Sanki başka konularla ilgileniyor gibisin.

Çelik Pençe:

- Anlamadım, ne demek istiyorsun baba?

Baba kartal:

- Bir süredir artık anneni ve beni yanında görmeyi pek istemiyorsun. Hele hele avlanmaya başladıktan sonra her şey sana çok kolay gözükür oldu. “Ben artık her şeyi öğrendim” diye mi düşünüyorsun?

Çelik Pençe:

- Doğruyu söylemem gerekirse biraz öyle düşünüyorum, babacığım. Aylardır bana anlattıklarınızı iyice ezberledim. Birçok uygulamada bunlara uygun işler yaptığımı siz kendiniz söylüyorsunuz. Kısacası yeterince başarılı olduğumu düşünüyorum.

Baba kartal:

- Yanılıyorsun yavrum. Sen daha yolun henüz başındasın. Daha öğrenmen gereken birçok konu var. Bunlara dikkat etmez, bunlara uymazsan sonunda zararlı çıkan sen olursun.

Çelik Pençe, babasına gülümseyerek yanıt verdi:

– Sen merak etme babacığım. Ben annemle senin her yaptığınızı dikkatle
izledim. Her şeyi öğrendim.

Baba kartal:

- Her şeyi ne kadar sürede öğrendin bakayım?

Çelik Pençe:

- Aylar oldu baba... Nereden baksan, en az altı aydır sizden eğitim alıyorum, inan bana. Kaç aydır anlattıklarınızı aklımın bir köşesine not ediyorum.
Nelere dikkat etmem gerektiğini artık biliyorum.

Baba kartal:

- Yavrum, bak benim yaşım 40... Ben 20 yaşına kadar kendime tecrübeli demedim; çünkü benim babam beni sürekli uyarırdı. Ne zaman cesur olmam gerektiğini, ne zaman korkmam gerektiğini yıllar içinde öğrendim.

Çelik Pençe:

- Korkmam gerektiğini mi öğrenceğim? Bunu hiç anlamadım işte babacağım. Benim kimseden korkum yok ki!

Baba kartal:

- Kimseden korkmuyorsun, öyle mi?

Çelik Pençe:

- Korkmuyorum elbette.

Baba kartal:

- Neden kimseden korkmuyorsun?

Çelik Pençe:

- Çünkü ben bir kartalım. Herkes bize göklerin ve hayvanların kralı demiyor mu?

Baba kartal:

- Diyorlar, ama bu bizim kimseden korkmamamız gerektiği anlamına gelmez.

Çelik Pençe:

- Bizden daha güçlü kim olabilir? Kimden korkacağım ki!..
Baba kartal:

– Korkman gereken çok tehlikeli bir canlı var yavrum. Sen henüz onunla tanışmadın.
Çelik Pençe:

– Kimmiş bu canlı?
Baba kartal:

- İnsan, yavrum, insan! Ona karşı çok dikkatli olmalıyız. Dolayısıyla ondan korkmamız gerekiyor.

Çelik Pençe, çok şaşırmıştı. İlk kez babasını böyle konuşurken görüyordu. Babasının bir canlıdan korktuğunu duyduğuna inanamıyordu. Önce babasının şaka yaptığını sandı:

- Şaka yapıyorsun, değil mi baba? Sen kimseden korkmazsın...


Hiç yorum yok :