İzleyiciler

17 Mart 2008 Pazartesi

Sincabın Oyunu




SİNCABIN OYUNU

Sincabın keyfi yerindeydi. Üç aydır yerleştiği yeni yuvasının bulunduğu yer tam ona göreydi. Çevrede bol bol fındık, ceviz, kestane ağaçları vardı. Irmak gürül gürül akıyordu. Burası, yamaçları çok dik, derin bir vadinin ortasındaydı. Gelen giden pek olmuyordu. Çevrede yaşayanlar, kendi hâlinde hayvanlardı. Balıkla beslenen su kuşları, ördekler, karacalar, geyikler, kurbağalar... Sincabın hiçbiriyle ne bir işi, ne bir sorunu oluyordu. Ah bir de kunduzlar olmasaydı!...
Evet, onun tek sorunu kunduzlardı. Sincaba göre kunduzlar, o güzelim yerin huzurunu bozan baş belâlarıydı. Her gün ağaçları kırt kırt kemiriyor, kopardıkları koca koca dalları haşır huşur taşıyıp ırmakta kurdukları seti onarıyorlardı. Ardından da setin gerisindeki gölcükte yüzüp balık avlıyorlardı. Ana, baba ve iki yavrudan oluşan bu kunduz ailesi, sincabı çok rahatsız ediyordu. Birkaç kez şikâyetlerini dile getirmiş; ama durum değişmemişti.
Sonunda sabrı taşan sincap, bir gün baba kunduza çattı:
– Hey, kunduz, siz hiç sessiz olamaz mısınız? Bütün gün gürültü yapıp duruyorsunuz. Bırakın da biraz kafamızı dinleyelim şurada.
Kunduz:
– Sevgili komşum, ne yapalım, çalışmak zorundayız. Onarımı biraz aksatsak bu set yıkılıp gider. O zaman da aç kalırız.
– Neden aç kalacaksınız canım, balık yalnızca burada mı var?
– Başka yerlerde de var; ama yine set yapmamız gerekir. Bizim aile, kaç kuşaktır bu sette karnını doyuruyor. Benim annem babam bile burada doğup öldüler.
– İyi de kardeşim, her gün her gün sizin gürültünüz çekilmiyor. Gidin kendinize başka bir yerde set yapın!
Baba kunduz; alçakgönüllü, kavgadan gürültüden hoşlanmayan biriydi. Sincaba bir şey demedi, yavaşça onun yanından uzaklaştı.
Bu konuşmaya tanık olan ördek, sincaba çok kızmıştı. Öfkeyle ona çıkıştı:
– Sen ne kadar terbiyesizmişsin!... Dağdan geldin, bağdakini mi kovacaksın!... Onlar yıllardır burada... Her gün o kadar çalışıyorlar. Sense tembel tembel yatıp onlara kızıyorsun. Sende hiç utanma duygusu yok mu?
Sincap:
– Neden utanacak mışım? Yiyeceğimi onlar mı veriyor? Verdikleri rahatsızlıktan başka bana ne yararları var?
Ördek:
– Onların sana birçok yararı var. Biraz düşünürsen onlara neler borçlu olduğunu anlarsın.
– Ay, güldürme beni!... Benim onlara ne borcum olacak? Bugüne kadar onlardan bir çöp bile istemedim. Yiyeceklerimi kendim topluyorum.
– Onlardan bir şey istemiyorsun; ama onların ağaçlarından bedava yararlanıyorsun.
– Ne? Onların ağaçları mı dedin? Bunu da nereden çıkardın? Bu ağaçlar neden kunduzların olsun?
– Onlar olmasa burada bunca ağaç olur muydu?
– Ne yani, bu ağaçları onlar mı dikti?
– Bir yerde öyle sayılır. Bu vadinin yukarılarında ya da aşağılarında hiç böyle bir yer var mı? Bunca çeşitli bitkiler, ağaçlar buraya nasıl geldi? Kunduzların seti yüzünden tabi ki... Onların setinin gerisinde gölcük oluşunca çevresindeki bitkiler çoğalmış. Bitkiler çoğalınca da buraya gelen hayvanların sayısı artmış. Hayvanların dışkılarıyla gelen tohumlardan yeni yeni ağaçlar, bitkiler bitmeye başlamış. Kısacası burayı bu duruma getiren, senin o beğenmediğin kunduzlar.
– Sen ahmağın birisin! Söylediklerin tümüyle saçma. Gerçek, senin dediğinin tam tersi. Burada ırmak genişlediği için gölcük oluşmuş. Bunun üzerine kunduzlar da buraya gelmiş.
Ördek, sincaba lâf anlatmanın olanaksız olduğunu anlamıştı. Sözü fazla uzatmak istemedi.
– Yine de seni uyarıyorum. Başkalarının yaşamına saygılı ol. Her şeye kendi çıkarların açısından bakma. Doğa, hepimizin ortak evidir. Onu birbirimizle paylaşamazsak bundan hepimiz zararlı çıkarız. Başkalarına saygı duyana, başkaları da saygı duyar.
– Aman aman... Şundaki lâflara bak!... Boyundan büyük lâflar edip durma. Aklın çoksa sende kalsın. Senden akıl isteyen mi oldu!...
Aradan günler geçti. Sincabın kunduzlara yönelik kızgınlığı, zamanla kine dönüştü. Derken, onları oradan kovmanın yollarını düşünmeye başladı. Sonunda da haince bir plan yaptı. Vadinin üst taraflarında, avcıların sık sık uğradığı ağaçlık bir bölge vardı. Sincap, ara sıra oraya gidip tazılarla konuşmanın yollarını aramaya başladı. Bulduğu ilk fırsatta da tazılara, kunduzların yerini söyledi.
............................................................
........................................

Hiç yorum yok :